
Del Bosque’den sonra teknik direktör konusunda bir türlü istikrarı yakalayamayan Real Madrid, teknik patronluk koltuğunu Manuel Pellegrini’ye teslim etti. Ardından son günlerin moda tabiri ile Florentino Perez’in ‘2. Galactico’ seferi başladı. Avrupa’nın en önemli yıldızları bir bir Real’e imza atmaya devam ediyor. Önce Kaka, daha sonra da UEFA Başkanı Michel Platini’nin bile eleştirdiği uçuk bir rakamla Christiano Ronaldo… Amaç ‘2. Galactico’ olunca, Perez’in ödediği bonservis bedelleri de uzay takımına yakışır bir ironide ‘astronomik’… Ronaldo’nun imzasından sonra, soru ‘Pellegrini ve Ronaldo gelecek yıl anlaşacak mı?’ ise olayın iki boyutuna da bakmak gerekir. Zira iletişim çift yönlü işleyen bir süreçtir.
Yaşına hürmeten önce Pellegrini’den başlamak gerekir. Manuel Pellegrini’nin Villareal’de geçen 5 sezonu göz önüne alınırsa, Villareal’i gibi İspanya Ligi’ni genellikle orta sıralarda tamamlayan bir takıma, sürekli ilk 5 içinde kendine yer bulan bir ekip hüviyeti kazandırğını görüyoruz. Hatta bunun da ötesine geçerek 2007-2008 sezonunda şampiyonluğu son haftalara kadar kovaladı. La Liga’nın yanı sıra, iki UEFA Kupası yarı finali ve ilk kez katıldıkları yılda elde ettikleri Şampiyonlar Ligi yarı finali ile Pellegrini’nin Villareal’e iki sınıf atlattığını söyleyebiliriz. Villareal’de sahip olduğu oyuncu kadrosunda, Pires gibi bir ‘yıldız eskisi’ dışında, sadece ismiyle bile yıldız denilebilecek bir oyuncu yok. İspanya Milli Takımı’nda da çok önemli orta saha görevlerine sahip, ancak 30 yaşından sonra farkına varılmış Senna, belki de Turkcell Süper Ligi standartlarında bir ligde oynasa yıldız sayılabilecek, Villareal orta sahasının genç ve dinamik ismi Cazorla, görev adamı tanımının tam karşılığı Capdevila, ve başı sakatlıklardan bir türlü kurtulmayan ‘bizim yıldızımız’ Nihat gibi oyunculardan kurulu bir takımla Pellegrini’nin söz ettiğimiz başarılara ulaşması Real Madrid’in onu tercih etmesindeki en büyük etken olsa gerek. Bana kalırsa böyle bir kadro yapısına sahip Villareal’in bu denli başarıları yakalamasının altında disiplinli bir oyun yapısı yatıyor. Hatta çoğu maçta kendi performanslarının altına düşmeden bahsettiğimiz oyun disiplinini -milli takımda dahil, bizim hiçbir takımımızda görmediğimiz şekilde- 90 dakikaya yayan bir görüntü çiziyorlar.
Senna, Cygan, Cazorla gibi ‘ısıran’ oyuncularıyla, ‘ters takım’ diye tabir edilen kuzey ülkelerinin takımlarını anımsatıyor bana. Tabi bahsettiğim kuzey takımlarından önemli bir farka sahip Villareal. Pellegrini’nin takımı özellikle iç saha maçlarında oldukça golcü bir takım. Bu da Villareal’in bir İspanyol takımı olmasının yansıması. İspanya Ligi için ortalama kalibredeki ayaklarıyla yakaladıkları bu disiplin, bizim orta düzeydeki takımlarımıza da bir model olabilir. Varmak istediğim nokta şudur ki: Pellegrini La Liga gibi üst düzey bir ligde, orta sınıf sayılabilecek oyuncularla disiplinli bir oyun anlayışı ile hatırı sayılır başarıları, daha da önemlisi istikrarı elde etti. Ronaldo’yla ya da Real’de ki diğer egosu yüksek oyuncularla nasıl bir iletişim kuracağını değerlendirmeden, sadece istikrarı yakalamış bir hoca olması nedeniyle bile Real Madrid’in Pellegrini seçiminin doğru olduğunu söyleyebiliriz. Yazının başında da belirttiğim gibi Real Madrid’in son yıllarda ihtiyacını en çok hissettiği şey istikrar çünkü.
Sahada 3 Gattuso, 2 Xavi gücünde
Ronaldo’ya gelecek olursak; henüz 18 yaşında çıktı karşımıza. Şimdilerde esamisi okunmayan- Djemba Djemba ile ortak imza töreninden sonra, ‘Manchester United’a uzun yıllar hizmet edecek iki süper yetenek’ diye söz etmişti Alex Ferguson onlar için. Ronaldo konusunda yanılmadı ve öylede oldu. Üstün yeteneklere sahip bazı sporcular vardır ki mükemmel saha içi performanslarına rağmen, sporseverler tarafından sevilmezler. Bu bağlamda Ronaldo’yu saha içi agresifliği ve zaman zaman saha dışında ki iddialı açıklamalarıyla, basketbolun bir numarası LeBron James’e benzetiyorum. Her ikisini ‘delicesine’ sevenler kadar, aynı dozda nefret edenler de mevcut. Lincoln, Alex, Rui Costa, Sergen Yalçın gibi çok fazla koşmadığı, ısırmadığı, kazanma hırsı olmadığı için eleştirilen ve günümüz futbolunda artık pek tercih edilmeyen eski model 10 numaralardan farklı olarak; Ronaldo, Gattuso kadar koşan, Xavi kadar top kapma gayretinde olan yeni model 10 numaraların öncüsü konumunda. Burada 10 numara kavramını orta sahanın ortasında oynayan ve ara pasları veya frikiklerle oyunu açan futbolculardan daha çok; skora doğrudan etki eden, takımın en önemli yıldızı manasında kullandığımı belirtmek isterim.
Bahsettiğim bu kazanma hırsı, özellikle Manchester United’ın geriye düştüğü maçlarda, Ronaldo’nun sahada antipatik davranışlar sergilemesine neden oluyor. Buna en son Barcelona ile oynanan Şampiyonlar Ligi finalinde şahit olduk. Barça’nın Manchester’a ‘top göstermemesi’ Ronaldo’yu çileden çıkardı ve bazı sert müdahaleler de bulundu. Ama bir teknik direktör için en hoş görülecek sorun kazanma hırsı sonucunda ortaya çıkan saldırganlık olsa gerek.
Manuel Pellegrini ve Christiano Ronaldo’nu gelecek yılki iletişimi hakkında öngörüde bulunurken, Pellegrini ve Riquelme arasında geçmişte yaşananların referans alınmasını çokta doğru bulmuyorum. Riquelme, Villareal’de son dönemde oynayan futbolcular arasında en ‘isimli’ futbolculardan birisi olsa da, eski model 10 numara tanımına daha yakın bir oyuncu olmasından dolayı, Pellegrini’nin makine düzeninde işleyen ve ısıran takımında kendine yer bulamaması ve nihayetinde Pellegrini ile takışması doğal. Ayrıca Riquelme, Arjantin’de devlet adamlarından, hatta Tanrı’dan bile daha çok sevilen, Arjantinliler için başlı başına bir ‘ilah’ olan Maradona’yla bile, Arjantin Milli Takımı konusunda ‘söz dalaşına’ girme cesaretini göstermiş bir oyuncuyken, Pellegrini ile yaşadıklarını baz alarak, Şilili teknik direktör hakkında çıkarımlarda bulunmak yanlış diye düşünüyorum.
Manuel Pellegrini ve Christiano Ronaldo’nu gelecek yılki iletişimi hakkında öngörüde bulunurken, Pellegrini ve Riquelme arasında geçmişte yaşananların referans alınmasını çokta doğru bulmuyorum. Riquelme, Villareal’de son dönemde oynayan futbolcular arasında en ‘isimli’ futbolculardan birisi olsa da, eski model 10 numara tanımına daha yakın bir oyuncu olmasından dolayı, Pellegrini’nin makine düzeninde işleyen ve ısıran takımında kendine yer bulamaması ve nihayetinde Pellegrini ile takışması doğal. Ayrıca Riquelme, Arjantin’de devlet adamlarından, hatta Tanrı’dan bile daha çok sevilen, Arjantinliler için başlı başına bir ‘ilah’ olan Maradona’yla bile, Arjantin Milli Takımı konusunda ‘söz dalaşına’ girme cesaretini göstermiş bir oyuncuyken, Pellegrini ile yaşadıklarını baz alarak, Şilili teknik direktör hakkında çıkarımlarda bulunmak yanlış diye düşünüyorum.
Real Madrid Başkanı Perez, Kaka ve ya Ronaldo transferlerinde Pellegrini’ye ne ölçüde danıştı bilinmez. Ancak bu gibi isimlerle her teknik direktörün çalışmak isteyeceği aşikâr… Alex Ferguson son açıklamasında Ronaldo’yu daha fazla tutamazdık diyor. Geçen yılda mor beyazlı formayı giymek isteyen Ronaldo’nun saha içi saldırgan tavırlarını Real’de törpüleyeceğini düşünüyorum. Daha önce de belirttiğim gibi, eğer sorun yalnızca egosu yüksek oyuncuların saha içinde ki durumları ise, Pellegrini tecrübesinde bir hocanın bu gibi krizleri bertaraf edeceği kanısındayım. Villareal’in oyuncu kadrosuna bakıldığında, Pellegrini’nin’ yıldız oyuncu sevmeyen’ hocalar kategorisinde olduğu izlenimine kapılabiliriz. Ancak Real Madrid gibi Kakasız ve Ronaldosuz haliyle bile yıldızlar karması bir takımda çalışmayı kabul etmiş bir teknik direktörün, böyle bir seçime sahip olamayacağını, herkesten önce Pellegrini’nin kendisi biliyordur. Bu bakımdan da Şilili teknik direktörün hesaplarını çoktan yaptığını düşünüyorum.
